Atatürk anlatıyor;
Padişah ; "Önce hava değişimi izni al, Anadolu da bir yerde otur, ama bir işe karışma" diye başladı. Sonunda ikisi birlikte " ille gelmelisin" dedi.
"Gelmem dedim" Sonunda 8/9 temmuz gecesi , Sarayla açılan bir telgraf başı konuşması sırasında birden bire perde kapandı. İstanbul o dakika benim resmi görevime son vermiş oldu. Bende o dakika 8/9 1919 gecesi saat 22:50 de Harbiye nazırlığına , saat 23`te de Padişah'a görevimle, birlikte askerlik mesleğimden çekildiğimi bildiren telleri çekmiş oldum.
Durumu, ordulara ve ulusa kendim bildirdim. O günden sonra resmi görev ve yetkiden ayrılmış olarak , yalnız ulusun sevecenliğine, sorumluluk ve yiğitliğine güvenerek ve onun feyz ve kudret kaynağından esinlenerek vicdanımızın gösterdiği görevimizi sürdürdük.
Baylar ben askerlikten çekilince ,bütün Erzurum halkının ve Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti'nin Erzurum şubesinin bana karşı pek açık olarak gösterdikleri güven yakınlığın bende bıraktığı unutulmaz izlenimlerin burada açıkça anmayı bir görev sayarım.
Bu Cemiyetin Erzurum şubesinden aldığım 10 temmuz 1919 tarihli yazıda " Derneğin başına geçmemi ve Çalışma Kurulu Başkanlığı`nı kabul etmemi " öneriyorlar ve birlik de çalışmak üzere ayırdıkları beş kişinin adlarını bildiriyorlardı.
Bu beş kişi : Raif Efendi, Emekli Binbaşı Süleyman Bey , Emekli Binbaşı Kazım Bey, Albayrak Gazetesi Müdürü Necati Bey, Dursun Beyoğlu, Cevat Bey idi.
Erzurum Şubesi, İstanbul`daki Genel merkez başkanlığına ulaştırmaya çalıştıkları bir telle "Genel merkez adına söz söyleme yetkisinin bana verildiğinin telle bildirilmesini " de rica ettiler.
Bunda başka bizim Erzurum Kongresi`ne girmemizi kolaylaştırmak için , Kongreye Erzurum delegesi olarak seçilmiş olan Emekli Kazım ve Dursun Beyoğlu Cevat Beyler delegelikten çekildiler.
Yukarıda Atatürk'ün kendi sözleri ile anlattığı Erzurum Kongresi ve Erzurum halkının kendisine milli mücadele sırasında verdiği koşulsuz desteği, sevgisi ve atasına olan güvenidir. O dönem Atatürk'ün Erzurum'a gelişi kongre aşaması ve sonrası Erzurum halkı gereken her şeyi, büyük bir sevgi, saygı içinde canla başla yaparken atasını da en iyi şekilde karşılamış ve ağırlamıştır. Çünkü o dönem yoklukların, kıtlıkların, savaşların olduğu zor ve çetin bir dönemdi.
Mazhar Müfit Kansu hatıralarında;
O yıllarda ekmekçiye dahi verecek paraları olmadığını söyleyen, kış mevsiminde olmasına rağmen giydiği kürkü satmak zorunda kalan Mazhar Müfit Kansu hatıralarında, kendilerine para yardımı yapan Müftü Rıfat Efendi'ye sigara, şeker olmadığı için kahve dahi ikram edemediklerini hemen her gün yemekte çorba ve bulgur pilavı yediklerini anlatır.
Erzurum halkı tarihi boyunca gerçekleşen tüm istilalara karşı koymuştur. Kadınıyla erkeğiyle . Erzurum erkeği cephede, savaş da ve kurtuluşun her aşamasında canla başla mücadele ederken kadını da nerede ihtiyaç varsa orada olmuştur.
Bazen cepheye mermi taşımış , bazen silahını kuşanmış yurt savunmuş, düşman kovmuş, bazen de askerinin yaralarını sarmıştır. Bu aziz kadınlar Nene Hatun, Kara Fatma ve o dönem yaşamış tüm Erzurum'lu analarımızdır.
KARA FATMA
Atatürk!ün Sivas'ta faaliyete geçtiğini haber aldığım dakikadan itibaren duyduğun sevinci tariften acizim ve ilkişim kısa bir hazırlıktan sonra Sivas'a müteveccihen hareket etmeyi kararlaştırdım; hemen yola çıktım ve Gülcemal Vapuruyla Samsun'a, oradan da Sivas'a vardım. Mustafa Kemalin huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafete girerek üç günlük bir mücadeleden sonra, devamlı bir takibin neticesi olarak, Sivas'ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı, yüzümde peçe ile kapalı idi. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince, ilk defa sert bir lisan kullanarak, Ne görüşeceksin mukabelesinde bulundular. Kalbimdeki vatan aşkı bu sert muameleye galip gelerek derhal peçemi kaldırdım ve İstanbul'dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldiğimi, bir dakika için dinlenmesini rica ettim. Bunun üzerine pek yakında bulunan bir lokantaya beni kabul ettiler.
Mustafa kemal bu görüşme sırasında ona adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip-bilmediğini, savaştan korkup-korkmadığını sormuştur. Kara Fatma'nın verdiği cevaplar Mustafa Kemali memnun etmiş, Kara Fatma, bütün kadınlar keşke senin gibi olsaydı demiştir. Bu olaydan sonra Fatma Seher Hanımın adı Kara Fatma olarak kalmıştır.
Daha sonra ise Mustafa Kemal eline aldığı kağıda bazı notlar yazarak Kara Fatma'ya vermiş Haydi göreyim seni, verdiğim talimatı unutma, bir an evvel İstanbul'a git, hazırlan ve işe başla demiştir (Tansel, 2001, s.41). Fatma Seher Hanım, Mustafa Kemalin bu isteği üzerine Sivas'tan hemen İstanbul'a geçmiştir.
Bir süre sonra İzmit'in işgal edildiğini duyan Kara Fatma, Topkapılı Pire Mehmet, Laz Tahsin, kardeşi Süleyman ve oğlu Seyfettin'le birlikte bir çete kurarak, trenle gizlice İzmit'e geçmiştir. Bahçecik ve Servetiye yoluyla Paşaköy'üne geçen Kara Fatma ve adamları burada karargah kurmuşlardır. Bu bölgede kısa sürede teşkilatlanmalarını tamamlayan Kara Fatma çetesi, çevredeki Türk köylüleriyle birlikte Yunanlılara karşı uzun süre mücadele etmişlerdir. (Özellikle, Bahçecik, Yeniköy, Değirmendere, Servetiye, Kaynarca ve Fındık Tepe civarında faaliyet gösteren Rum ve Ermeni çetecilere karşı, büyük bir başarı göstermişlerdir.)
İzmit, Kara Fatma gibi cesur yürekli insanlarımızın üstün gayretleriyle, 28 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Kara Fatma ve ailesi, İzmit'in kurtarılmasından sonra bir süre daha bu bölgede kalmışlardır.
Balkan, Sakarya, Başkomutanlık Muharebelerine de katılarak Üsteğmenlik rütbesine kadar yükselmiş olan Kara Fatma, 1955 yılında Erzurum'da vefat etmiştir
NENE HATUN
Nene Hatun (d. 1857- ö. 22 Mayıs 1955) 93 Harbi olarak da anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Nene Hatun Erzurum'daki Aziziye Tabyası'nın savunulmasında kahramanca çalışarak adını tarihe yazdıran Türk kadınıdır. Aziziye savunmasına 20 yaşlarında genç bir gelinken, küçük yaştaki oğlunu ve 3 aylık kızını evde bırakarak katılmıştır.
Nene Hatun 1857 yılında Erzurum'da doğdu. 1877 yılında 8 Kasım'ı 9 Kasım'a bağlayan gece, Osmanlı vatandaşı olan Ermeni çeteleri Erzurum'un Aziziye Tabyası'na girmeyi başarmışlardı. Tabyayı koruyan Türk askerlerini uykuda yakalayıp kılıçtan geçirdiler. Bu sırada arkadan gelen Rus askerleri ise hiçbir zorlukla karşılaşmadan tabyayı ele geçirdiler. Baskından yaralı olarak kurtulan bir er haberi Erzurumlulara ulaştırdı. Sabah ezanından hemen sonra "Moskof askeri Aziziye Tabyası'nı ele geçirdi" şeklinde minarelerden Erzurum halkına haber verildi. Bu haberin ardından Erzurum halkından silahı olan silahını, olmayanlar ise balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak Tabya'ya doğru koşmaya başladılar. Koşanlar arasında, erkeği cephede çarpışan Nene Hatun da vardı. Ağabeyi Hasan bir gün önce cepheden yaralı olarak gelmiş ve kollarında can vermişti . Nene Hatun üç aylık bebeğini emzirdikten sonra, "Seni bana Allah verdi. Ben de Ona emanet ediyorum." diyerek vedalaştıktan sonra bir kaç saat önce ölen ağabeyinin tüfeğini alarak sokağa fırlamıştı.
Erzurumlular, ölüme gittiklerini bildikleri halde, Aziziye Tabyası'na doğru koşuyordu. Tabyaya yerleşmiş olan Rus askerleri, gelenlere yaylım ateşi açtı. Ön sıradakiler o anda şehit oldular. Arkadakiler, geri çekilmek yerine daha bir kararlı ve hızlı olarak ileri atıldılar. Demir kapılar kırılıp içeri girildi. Göğüs göğüse bir savaş başladı. Mükemmel silahlarla donanmış Rus ordusu, baltalı-tırpanlı, taşlı-sopalı halk karşısında yarım saat tutunabildi. 2300'e yakın Rus askeri öldürülüp, Tabya geri alınmıştır. Türk tarafında ise 1000 kadar şehit verilmiştir.
Nene Hatun o günleri özetle şöyle anlatmıştır:
Ağabeyim Hasan cepheden ağır yaralı olarak bir gece önce eve gelmişti. Bir yandan ona bakarken, bir yandan da 3 aylık çocuğumu emziriyordum. Kardeşim o gece kollarımın arasında öldü. Sabaha karşı minarelerden 'Moskof Aziziye'ye girdi' diye haykırışlar başlayınca, kardeşimin alnını öpüp, 'Seni öldüreni öldüreceğim' diye ant içtim. Yavrumu Allah'a emanet ettikten sonra, ağabeyimin tüfeğini ve satırımı alıp dışarı fırladım. Sel gibi Aziziye'ye akıyorduk. Tabyanın mazgallarından düşman ölüm yağdırıyordu. Düşmanda iyi silah vardı, bizde de iman. İleri atıldım. Dadaşlar arasına karıştım. Satırım durmadan kalkıp iniyordu.
Tabya'nın geri alınmasının ardından, aralarında Nene Hatun'un da bulunduğu yaralıların tedavisine başlandı. Fakat bu sırada Nene Hatun yaralı olmasına rağmen diğer yaralıların tedavisini yapmak için çalışmıştır. Nene Hatun bu özverisiyle tanınıp, saygı ile sevilmiştir.
Nene Hatun'un vatan için gece başlayan mücadelesi, tüm düşman Erzurum'dan kovuluncaya kadar devam etti. Erzurum'un her karış toprağında cephane taşıyarak, yaralılara hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, su dağıtarak, hizmetten hizmete koşarak destanlaştı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın zaferinde Nene Hatun'un ve onun vatan aşkını paylaşan bütün insanların da payı vardı.
Ölümünden bir yıl önce kendisini ziyaret eden NATO'da görevli Amerikalı subayın bir sorusuna: "Ben o zaman gereken şeyi yapmıştım. Bugün de gerekirse aynı şeyi yaparım" cevabını vermişti. 1955 yılında yılın annesi seçilmiştir. 98 yıl yaşadığı Erzurum'da 22 Mayıs 1955'da zatürre hastalığından dolayı vefat etmiştir. Nene Hatun, kurtuluş mücadelesini verdiği Aziziye Tabyası'na defnedilmiştir. Türk Kadınlar Birliği tarafından ölümünden 3 ay önce yılın annesi seçilmiştir
İşte Erzurum Halkı tarihin her dönemimde olduğu gibi vatanına ve milletine bağlı, sağduyulu, yedisinden, yetmişine bilinçli , galyanlara gelmeyen, her ortamda ve her durumda tahriklerden etkilenmeyen bir halktır. Dini inançlarına , örflerine, geleneklerine akıl ve mantık ışında tutkuyla bağlıdır. Dışarıdan gelen bir tanrı misafirine bile ilk " karnın aç mı "? sorusunu soran cevabını beklemeden ,sofrasını açan Allah ne vermişse ikram edendir. Şimdi sofrasını misafirine açtığı gibi , o zaman da bağrını açmıştır atasına.
O dönem yaşamış tüm kadınlarımıza ithaf edilmiştir.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder